İçimizdeki çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçimizdeki çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2010 Pazar


İÇİMİZDEKİ ÇOCUĞU İYİLEŞTİRMEK


Çocukluk dönemimizde yaşadığımız olaylar bugünkü zihin yapımızı belirler. Uzaktan Reiki vererek, sembollerle (zamanı ve mekanı aşarak), reddedip baskıladığımız bilinçaltımıza yerleşmiş olumsuz kayıtlarımızı ve travmalarımızı bilincimize çıkararak gerekli iyileşmeyi sağlayabiliriz. Bu size yorucu ve uzun bir süreç gibi görünse de gerçek anlamda zihinsel özgürlük, varlığınızın tam ve bütün olması “içinizdeki çocuğu iyileştirmek” ile mümkün olabilir.


Çocukluk dönemimizi dört döneme ayırıp temizlemek Reiki’de kullanılan en sağlıklı ve yaygın tekniktir.


1. İçimizdeki bebeğin tedavisi (0 ile 9 ay arası dönemde bebek için güven duygusu çok önemlidir.)


2. İçimizdeki küçük çocuğun tedavisi (9 ile 18 ay arası dönemde “ben” bilinci gelişir.)


3. İçimizdeki okul öncesi çağı çocuğun tedavisi (3 ile 6 yaş arası dönem, çocuğun birey olduğu ve sevilme ihtiyacının ön planda olduğu dönemdir.)


4. İçimizdeki okul çağındaki çocuğun tedavisi (7 ile 14 yaş arası dönemde başarılı olma, takdir edilme, paylaşma ihtiyacı ve öz saygı gelişir.)


İÇİMİZDEKİ BEBEĞİ İYİLEŞTİRMEK


Doğumdan 9 aylığa kadar süren bu dönemde en önemli konu “güven duygusu”dur. Dünyaya ve insanlara güvenmenin temeli bu dönemde atılır. Korunduğumuzu ve güvende olduğumuzu bu dönemde hissetmemiz gerekir.


İçimizdeki bebekle temasa geçip ona ihtiyacı olan güveni verebiliriz.


MEDİTASYON


Bu meditasyon tekniğini, zaman ve mekanı aşarak sembollerle yapılan bir çalışma olduğundan, sadece Reiki 2 seviyesine gelmiş arkadaşlarımız uygulayabilir..


İÇTEKİ BEBEKLE TEMASA GEÇME:


  • Rahatça uzanarak gözlerinizi kapatın ve Reiki kanalınızı açın.

  • Bebekliğinize ait bir fotoğrafa Uzaklık Sembolünü (HŞZŞN) çizin ve 3 kez mantrasını söyleyin.

  • Bebeği kendi içinizdeymiş gibi düşünün ve uzaklık sembolü ile onunla kurduğunuz bağlantıyı hissedin.

  • Uzaklık sembolünün gücüyle (HŞZŞN) sizinle bebeğin kalp çakraları arasında ışıktan bir köprü kurulduğunu hayal edin.

  • Güç Sembolü (ÇKR) ile bu körüyü sabitleyin. Ço Ku Rey’in mantrasını 3 kez söyleyin ve onun giderek büyüdüğünü ve ışıktan köprünün bu sembol ile daha da parlayıp canlandığını imgeleyin.


Artık bebek ile ilk temasınızı kurdunuz. Bebek de bunu hissediyor. O sizi bekliyor.


Şimdi içinizdeki bebeği bulmalısınız. Onun nerede olduğunu, nasıl göründüğünü bilmek ve onunla konuşmak istiyorsunuz.


  • Dünyaya geldiğinizde oturduğunuz evdesiniz. Hayal gücünüzü kullanın. Bu evin içinde bir merdiven var. Bu merdiveni biliyorsunuz. Merdiven aşağıya karanlığa doğru iniyor. Tam 20 basamağı var. Basamaklardan adım adım iniyorsunuz.

  • Işıktan köprü sizi yönlendiriyor, yayılan pırıltılarla etrafınızı hafifçe aydınlatıyor ve dört tane giriş kapısı olduğunu görüyorsunuz.

  • Işıktan köprü sizi dört girişten birine yönlendiriyor. Pırıltıları izleyerek koridorda yürüyorsunuz.

  • Koridorun sonu bir odaya açılıyor. Odaya giriyorsunuz. Şimdi içinizdeki bebeği görüyorsunuz. Odanın bir köşesine oturmuş size sevgi ve ilgi bekleyen gözlerle bakıyor.

  • Kalp Çakranızdan çıkarak sizi birbirinize bağlayan ışık köprüsünün daha da güçlendiğini ve parladığını hissediyorsunuz. Artık daha fazla ışık saçıyor.

  • Şimdi bebeği gözlemleyin. Nasıl davranıyor? Ağlıyor mu? Üzgün mü? Yoksa korkuyor mu?

  • Sadece orada olmaktan başka bir şey yapmayın. Bırakın bebek sizin varlığınızı hissetsin.

  • Şimdi ona gülümseyin. Ona korkmamasını söyleyin. Onu eve götürmeye geldiğinizi söyleyin.

  • Bebeğe 15 dakika Reiki verin. Bu esnada ona şu sözleri söyleyin:

“Dünyada olman çok güzel”.

“Seni her zaman koruyacağım”.

“Seni çok seviyorum”.


  • Bu onaylamalardan sonra yaklaşarak onu okşayın, sevin ve artık gitmeniz gerektiğini ve yakında tekrar geleceğinizi söyleyin.

  • Geldiğiniz koridordan yürüyerek geri dönün. Yirmi basamaklı merdiveni adım adım çıkarak evi terk edin.

  • Artık yavaş yavaş buraya, şimdiye geri gelin.

  • Reiki’yi kapatın ve teşekkür edin.


İçinizdeki çocukla ilk teması gerçekleştirdiniz. Meditasyon sırasındaki duygularınızı, not edin. Acı verici yalnızlık, güvensizlik, huzursuzluk duygularına kapılabilirsiniz. Bu çalışmayı meditasyon sonrası kendinizi iyi hissedene kadar sürdürün.


Bu sürecin uzunluğu, tamamen içinizdeki çocuğun ne kadar yara aldığına bağlıdır. Ama belli bir zamandan sonra artık bebeğin tamamen iyileştiğini, sizi sevgiyle beklediğini ve mutlu olduğunu göreceksiniz.


Öyle olduğunda:


  • Bebeği kucağınıza alın ve onu çok sevdiğinizi, ona ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Sizinle yukarıya gelmeye razı olup olmadığını sorun. Eğer size sevinçle bakıyorsa, onunla birlikte merdivenleri çıkarak evi terk edin.

  • Evi terk ederken kollarınızdaki bebeğin varlığınızın bütününde eridiğini hissedeceksiniz. O artık sizinle bütünleşti, her iki ruhsal parça birbirlerine bağlanıp bütün oldu. Artık kendinizi olağanüstü huzurlu hissediyorsunuz.

  • Diğer çocukluk dönemlerine ait çalışmalarınız, o döneme ait resminizle aynı meditasyon akışı içinde yapılacaktır.

  • Meditasyon sonrası duygularınızı gözlemleyin, not edin ve kendinizi çalışma yaptığınız yaş grubunda tam olarak mutlu, huzurlu hissedene kadar aynı çalışmaya devam edin.


Sevgiyle kalın.

21 Ekim 2010 Perşembe


“İÇİMİZDEKİ ÇOCUK”


Ruhumuzun bedenimize bağlanmasıyla başlayan ve “ergenlik” dönemimize kadar devam eden süreç hepimiz için çok büyük önem taşıyor. Çünkü yetişkinlik dönemimizde yaşadığımız, bazen de sebebini anlamakta güçlük çektiğimiz sorunlarımızın kökeninde çocukluk dönemimizde geçirdiğimiz tecrübeler vardır.


İşte bu geçmişte yaşadığımız bazen reddedip unutarak bazen baskılayarak bilinçaltımıza ittiğimiz bu tecrübelerimizin toplamına “içimizdeki çocuk” diyoruz.


İçimizdeki çocuğun yaşadığı acı verici tecrübeleri bilinçaltımıza ne kadar itersek, o kadar etkilerini sürdürüp bilincimize hükmetmeye başlarlar. Öyle ki yetişkin olarak hayatımızı özgürce ve serbest irademizle ve kendi kararlarımızla sürdüremez hale gelebiliriz.


Sonradan pişman olsak da bazı durumlarda kontrolden çıkıp başkalarına karşı sergilediğimiz davranışların sebebi “içimizdeki yaralı çocuktur”. Bu gibi durumlar ve olaylar karşısında gerektiğinden fazla tepki vermek, güçlü duyguların eşlik ettiği öfke patlamaları şeklinde görülür.


İçimizdeki çocuk bilinçaltımızın bir parçası olduğu için, ondan dolaylı olarak haberdar oluruz. Aşağıda sıraladığım tutum ve davranışlar “içimizdeki çocuğun” yaralı olduğu mesajını bize verirler:


· Karşı cinsle olan ilişkilerimizde daima ötekine bağımlıysak;


· Başkaları tarafından sevilmeyi, ilgi görmeyi ve dikkat çekmeyi sürekli bekliyorsak;


· Mevcut bütün bağımlılık formlarına yatkınlığımız varsa (Alkol, sigara ve madde bağımlılığı ve aşırı kıskançlık);


· İnsanlarla ilişkilerimizde her zaman hayal kırıklığı yaşıyorsak;


· Kendi ihtiyaç ve arzularımızın yalnızca başkaları tarafından karşılanacağına inanmışsak

(kendimize yetememek ve kendimizle başbaşa kalmayı reddetmek);


· Dikkat çekmek ve takdir edilmek için yoğun bir çaba içine giriyorsak;


· Başkalarının problemlerini çok fazla sorun edip, bundan sıyrılmakta zorluklar yaşıyorsak;


· Ani tepkilere, kontrolsüz davranışlara, öfke patlamalarına ve şiddete yatkınsak;


· Başkalarına güvenmekte zorluk yaşıyorsak;


· Depresyona yatkın olup, yaşamı yeterince anlamlı bulmuyorsak;


Bu listedeki örnekleri daha da uzatabiliriz. “İçimizdeki çocuğun” derinlerdeki yaraları hayatımıza olağanüstü etki edebilir.


Genellikle anne babalar, kendi içlerindeki yaralı çocuğu fark etmedikleri için kendi çocuklarına yansıtarak yaşarlar. Böylece kendi problemlerini nesilden nesile aktarmış olurlar.


Anne babanın sevgisizliği yada sevgilerini ifade edememeleri, önemsememeleri, çocuklar arasında ayırım yapmaları, onları takdir etmemeleri, davranışlarında istikrarsız tutum izlemeleri, güven duygusu vermemeleri, çocuğa ya da aile bireylerinden birine şiddet göstermeleri, taciz etmeleri, çocuğu istemeden dünyaya getirip bunu dile getirmeleri, yaratıcılığını ezip kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeleri, ölçüsüzce cezalandırmaları ve yetersiz bulmaları “içimizdeki çocuğun” yaralanma sebepleridir.


Çocuğun gerçekte olmayan bir şeyi gerçek gibi algıladığı durumlar da olabilir. Çocuğun içinde bulunduğu durum, onun gerçeğini yansıtmıyor olsa bile, çocuk kendini yalnız, terk edilmiş yada sevilmediğini hissedebilir.


Bu duygusunun gerçeği yansıtıp yansıtmadığının hiçbir önemi yoktur. Çocuğun içinde yaşadığı koşullarda algılaması bu yöndeyse yani yaralanmış ve incinmişse onun gerçeği değişmeyecektir. Burada önemli olan çocuğun ne hissettiğidir.


“İçimizdeki çocuğun” gerçeği sadece ne hissettiğiyle orantılıdır. İncinmesini belirleyen unsurlar, onun yaşam ve görev planının parçasını oluştururlar. İçimizdeki çocuğun yaralarını sarıp iyileştirirsek, hem üstbenliğimize uzanan kanalı iyileştirmiş, hem de yaralarımızı kendi çocuklarımıza aktarmamış oluruz. Böylece çocuklarımız bizden devralacakları yaraları iyileştirmek için güç sarfetmeyerek kendi yollarında bizden daha ileriye gidebilirler.


Bu görevimizin farkındalığı ile işe kendi “anne ve babalarımızı” affederek başlamalıyız.


Bir sonraki yazımda Reiki 2 seviyesindeki arkadaşlarımız için “dört dönem” halinde “içimizdeki çocuğu iyileştirme meditasyonu”nu paylaşacağım.


Sevgiyle kalın.