21 Ağustos 2010 Cumartesi

GEVŞEME EGZERSİZLERİ

GEVŞEME EGZERSİZLERİ


Gevşeme egzersizlerinin temeli beyindeki “alfa” dalgalarını arttırmaya dayanır.


Alfa dalgası rüya görürken, vücut gevşemiş haldeyken ve zihnin sakinleştiği dönemlerde ortaya çıkar.


Şuurunuz kendi içine dönükse daha kolay bir şekilde “alfa” durumuna girerseniz.


Çevremizle meşgulken, fiziksel faaliyetteyken, zihinsel çalışma halindeyken hakim olan “beta” dalgasıdır.


Gevşeme egzersizinin amacı “beta” dalgasını azaltıp “alfa”yı ortaya çıkarmaktır.


ÇALIŞMA ÖNCESİ ÖN HAZIRLIK


Gevşeme durumuna geçebileceğiniz sakin, sessiz, fazla aydınlık olmayan bir ortam ayarlayın.


Üzerinizde rahat bir giysi olsun, çalışma öncesi ağır yemek yemeyin ve kafeinli içecekler içmeyin. Çalışmalarınızdan önce ılık bir duş alırsanız çok yararlı olur. Suyun negatif enerjileri polarize etme özelliği olduğundan gevşemenize yardım eder.


Kaslarınızının iyice gevşeyebilmesi için sırt üstü uzanın, bacak ve kollarınızı birbirine kavuşturmayın.



GEVŞEME DURUMUNA GEÇİLMESİ


Rahat bir şekilde yatağınıza uzanın....


Sabit bir noktaya bakışlarınızı odaklayın. Bu noktaya dikkatle bütün ayrıntılarını kaydetmek istercesine bakın ve sonra gözlerinizi kapatın...


Gözlerinizi kapattığınızda bir anlık gevşeme hissediceksiniz. Bu gevşemeye konsantre olun ve gevşemeyi uzatmaya çalışın. İlk denemede bunu hissedemezsiniz tekrar deneyin.


Tekrar gözlerinizi açın....


Bütün dikkatinizi toplayarak baktığınız o noktaya kaçıp gidecekmiş gibi davranın. Tüm ayrıntılarına dikkat edin....


Tekrar gözlerinizi kapatın....


Yüzünüzdeki bütün kasları gevşetin. Bunu yapmakta zorlanıyorsanız gergin olduğunu hissettiğiniz kaslarınızı önce sonuna kadar sıkın ve sonra serbest bırakın.


Tekrar gözlerinizi açın....


Artık gözlerinizi kapatmak isteyeceksiniz. Ama kapatmayın... Dikkatinizi seçmiş olduğunuz noktaya iyice odaklayın...


Tekrar gözlerinizi kapatın...


Yavaş yavaş daha önce hiç hissetmediğiniz kadar bir yumuşama dalgasının sizi sardığını hissedeceksiniz...


Son bir kez gözlerinizi açarak çalışmayı baştan alın. Noktaya iyice konsantre olduktan sonra gözlerinizi kapayın ve gevşeme halinin giderek artarak tüm vücudunuzda ağır ağır dalgalandığını ve sizi sardığını hissedin...


Artık çalışmanız bitinceye kadar gözlerinizi açmayacaksınız.


NEFES ALMA EGZERSİZLERİ


Nefes alma egzersizleri gevşeme çalışmalarının en temel uygulamalarından biridir.

Gevşemenin sağlanmasında etkin bir rol oynar.

Nefes alma tekniklerini uygularken burundan nefes alıp, ağızdan nefes vermeniz gerekir.


Nefes Alma Teknikleri üç aşamadan oluşur:

  1. Yavaş Nefes Alma
  2. Nefes Tutma
  3. Nefes verme


Önce ağır ağır birkaç kez nefes alıp vermeye başlayın. Bunu yaparken sizi çevreleyen havanın kozmik bir enerji sağlayan sıvı olduğunu ve nefes alırken ciğerlerinize dolduğunu düşünün.


İçinizden yavaşça 7’ye kadar sayarak soluk alın ve içinizden 3’e kadar sayarak nefesinizi tutun... Gerilmeyi hissederek bu durumu koruyun.

Sonra aynı tempoda 5’e kadar sayarak nefesinizi yavaş yavaş ağızdan vermeye başlayın...


Nefesinizi verirken gevşeme durumuna geçtiğinizi hissedeceksiniz.

Bunu 7 kez tekrar edip normal tempoya dönün.


Gevşemeyi ve gerilimin yerini alan derin huzuru hissedin.

Giderek daha çok gevşediğinizi, nefes alıp verdikçe bilincinizin kendi içinize, enerjinizin ve düşüncenizin çıktığı kaynağa döndüğünü hissedin.


Kendinizi içinizden hissedin ve ağır ağır düzenli bir şekilde nefes alıp vermeye devam edin.


Bu düzenli nefes alıp verme sizi beşikteymiş gibi ağır ağır sallamaya ve sakinleştirmeye devam edecektir.


Zihninizi tamamen kendi haline bırakın. Şimdiye kadar hiç tatmadığınız büyük bir huzur duygusunun içinde sizi sarmalamasına izin verin.


Birkaç dakika sonra alfa ritmi ile beyin ritmleriniz tamamen uyum sağlamış olacak.

Bugüne kadar hiç tatmadığınız bir huzur ve rahatlık içinde olacaksınız.


Bu arada kendinize:


“Gevşiyorum..... gevşiyorum.....” diye içinizden telkinde bulunun. Gevşemenin şuuruna varın.


Artık uyku ile uyanıklık arasındaki şuur halinin içindesiniz.


Her “Gevşiyorum...” diye düşündüğünüz an vücudunuz, beyniniz, tüm benliğiniz gevşemeye hızla devam edecek.


OLUMLU SÖZLER


Çalışmanızı daha olumlu hale getirmek ve kolaylaştırmak için aşağıdaki sözleri kendi içinizden tekrarlayabilirsiniz...


*Vücudumu hissediyorum....

*Ve onu tamamen serbest bırakıyorum...

*Çalışmalarım ilerledikçe daha rahat gevşiyorum....

*Her gün, her yönden daha iyiye gidiyorum.

*Güvenimi geliştiriyorum. Hayata güveniyorum....

*Kendime güveniyorum....

*Gayet rahat.... Gayet sakinim.....


Buraya kadar olan çalışma sizi hafif gevşeme dediğimiz şuur hali içine sokmak içindi.


Bir sonraki yazımda bir adım daha ileri giderek “Derin Gevşeme ve Kendi Kendine Telkin”

(Oto- Hipnoz) konularından bahsedeceğim.


Sevgiyle kalın.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

ZİHİN VE MEDİTASYON

ZİHİN VE MEDİTASYON


Hiçbirimiz doğduğumuzda bir zihne sahip değildik. Zihin dediğimiz biyolojik bilgisayarın işlemeye ve kaydetmeye başlaması doğumdan itibaren 3 veya 4 yıl alıyor.


Yapılan araştırmalarda kız çocukların “bilgisayarlarının” erkek çocuklardan biraz daha üstün olduğu ortaya çıkmış, onların zihni daha önce dolmaya ve çalışmaya başlıyor. Sonuç olarak kızlar, erkeklerden daha önce konuşmaya başlıyorlar.


Çocukluğumuzu hatırlamaya çalıştığımızda 3 ya da 4 yaşlarımızda takılmamızın sebebi, daha öncesinin kayda geçmemiş olmasındandır.


Zihin aileden sonraki verilerini okuldan, arkadaşlardan, çevreden toplamaya devam ediyor. İzlenimlerini, okuduklarını, yaşadıklarını yorumluyor, tartışıyor, yargılıyor, kıyaslıyor, yakınıyor, endişe ediyor, korkuyor, beğeniyor ya da beğenmiyor, bazılarını bilinçaltına atarak bastırıyor, uykumuzda bile çalışarak rüyalarımızı yaratıyor.


Zihnimizin yarattığı bunca gürültü her zaman içinde bulunduğumuz durum ile ilgili olmayabiliyor, çoğu zaman geçmişte yaşanmış şeyleri yeniden canlandırarak acı çekip, gelecekte olabilecek şeyler için kaygılanıyor.


Bu kaygılar, endişeler ve olumsuz düşünceler önce duygularımıza sonra enerjetik bedenimize daha sonra da fiziksel bedenimize yansıyarak birçok hastalığı davet ediyor.


Üstelik zihnimiz, içinde bulunduğumuz durumu ya de geleceğimizi geçmiş deneyimlere göre yorumladığından geçmişin kopyası olan geleceğimizi de yaratıyor.


Aslında doğru ve yapıcı kullanıldığında muhteşem bir alet olan zihnimiz üzerinde nasıl hakimiyet kurabiliriz ya da başka bir deyişle onun efendisi oluruz?


Tanrı, insanı yarattığında zihni için bir açma ve kapama düğmesi yaratmamış. Büyük ihtimalle insanın bunu keşfetmesini istemiş.


Zihnimizi istediğimizde açıp, istemediğimizde kapatmaya “MEDİTASYON” diyoruz.


Meditasyon, hem bizim zihnimizden ayrı bir varlık olduğumuzu keşfedip kendimizle tanışmamızı sağlar, hem de zihnimizi dinlendirip daha iyi çalışma ve daha zekice işleme kapasitesine kavuşturur.


Meditasyonla hem zihnimiz hem de varlığımız dinlenir.


Gece, gündüz uyku da dahil olmak üzere çalışan bir zihin güçsüzleşir, donuklaşır, yaratıcılığını ve parlaklığını kaybeder.


Zihnimizi arada sessizleştirip, gerektiğinde kullanmayı öğrenirsek yaşam boyu bize hizmet edecek muteşem bir güce sahip oluruz.


Varlığımız için ise meditasyon; bize sessizliğin, sonsuzluğun, ölümsüzlüğün ve varoluşun kapılarını açar.


Meditasyon, bize İlahi dünyayı, Tanrısal olanı sunduğu gibi fiziksel dünyada da zihnimizi gücüne kavuşturarak ve gereksiz gürültüleri susturarak iki yönden hizmet eder.


Zihnimiz sessiz olmayı birden öğrenemez ama sessizlikten güç aldığını kavradığında artık hiçbir şey bizim için eskisi gibi olmayacaktır.


Zihnimiz sessizleştiğinde “VARLIĞIMIZ EFENDİ”dir ve O Efendi zihnini gerektiğinde kullanıp, gerekmediğinde kapatabilmelidir.


Bir sonraki yazımda kendi kendinize uygulayabileceğiniz saatlerce uyumuş gibi zinde ve enerjik hissettirecek nefes ve gevşeme egzersizlerinden bahsedeceğim.


Sevgiyle kalın.

1 Ağustos 2010 Pazar

ASTRAL SEYAHAT

ASTRAL SEYAHAT


Astral Seyahat en basit anlatımıyla fiziksel bedenimizi geride bırakıp, istediğimiz yere gitmek ve tekrar bedene geri dönmek anlamına gelir.


Astral yapmanın en önemli yanı, bu ayrılmanın, ruhun beden olmaksızın da yaşayabildiğini yani ölümün son olmadığını göstermesidir.


Astral yapmanın yararlarından biri, insanların ölüm korkusundan kurtulmalarını sağlamak, diğeri de dünyaya farklı göze bakabilmelerini sağlamaktır.


Astral bedenden bakıldığında her şey daha açık, daha aydınlık ve daha keskin bir hale gelir.


En önemlisi bilincimizin fiziksel bedenimizden ayrılabileceğini anladığımızda; fiziksel bedenimize ne olursa olsun, ruhumuzun varlığını sürdürebileceğinin farkına varırız.


Bu da ölümün son olmadığını, gerçekte sadece farklı bir serüvenin başlangıcını işaret ettiği anlamına gelir.


ASTRAL BEDEN


Astral beden fizik bedenin kopyasıdır ama daha ince ve yoğunluğu çok daha azdır.


Astral seyahati yaparken bunu astral beden içinde yaparız ve ara sıra bunun farkında olabiliriz.


Hayalet gördüklerini söyleyen insanların gördükleri şeyin, aslında astral bedenin çeşitli şekillere bürünmüş hali olması son derece muhtemeldir. Yani hayalet denilen şey ruhun görüntüsü değil, ruhsal enerjinin şekillendirdiği “Astral Beden”dir.


GÜMÜŞ KORDON


Astral bedenin fizik bedene gümüş bir kordonla bağlı olduğu söylenir. (Ben bunu kendi deneyimlerimde tam olarak bir kordon gibi değil şimşeğe benzer çok güçlü bir ışık olarak gördüm)


Bu gümüş kordon doğasında çok elastiki olup, neredeyse sonsuza kadar esneyebilir.

Aslında bu kordon, geniş bir frekans aralığında korkunç bir hızla dönen ve titreşen moleküller kütlesidir. Dolayısıyla kişi, fiziksel bedeninden ne kadar uzağa giderse kordon da o kadar esner ve incelir.


ASTRAL SEYAHAT TEKNİKLERİ


Astral seyahati denemek isteyenler için tekniğe geçmeden önce olmazsa olmazlardan kısaca bahsetmek istiyorum. Bu şartlar yerine getirilmezse astralın gerçekleşmesi mümkün olmaz.


İlk olarak uygun bir yer seçimiyle işe başlamalısınız. Bu çalışma için, evde yalnız değilseniz herkesin yatmasını beklemek daha uygun olur.

Üzerinizdeki giysiler mutlaka sizi rahatsız etmeyecek ve bedeninizi sıkmayacak türden olmalıdır.

Odanızın ısısı ne çok soğuk ne de sıcak olmalıdır.

Evdeki insanları odanıza girmemeleri konusunda uyarın. Bedeninizden ayrıldığınızda odaya kimsenin girmesi, bedeninize ani dönüşlere sebep olur.

Böyle bir istenmeyen durum yaşarsanız, yataktan kalkmadan mutlaka uyuyun, az önceki ani girişin olumsuz etkisi kaybolsun.


Bunun dışında astral yapma niyetinizin ne olduğuna iyice bakın. Egodan kaynaklanan niyetler de başarısızlığa uğrarsınız. Niyetiniz saf ve temiz olmalı, negatif düşünceler taşımamalıdır.


Başaracağınızdan emin olmalısınız. Çünkü astral seyahat tamamen düşünce konsantrasyonuyla gerçekleşen bir çalışmadır. Bedeninizi terk ettiğiniz andan itibaren bütün hareketlerinizi düşünceleriniz yönlendirecektir. Yapabileceğinize olan inancınız ve sağladığınız uygun ortam sizi başarıya götürecektir.


Deneyi gerçekleştireceğiniz günde alkol, kafein gibi uyarıcılar almamalı, ağır yemekler yememelisiniz. Ayrıca sakin ve huzurlu bir ruh hali içindeyken denemelisiniz. Gün içinde sizi sinirlendirecek, öfkelendirecek bir şey yaşadıysanız astral deneyiminizi erteleyin.


Eğer astral seyahat sırasında korkacağınızı hissediyorsanız ya vazgeçin ya da bu konuyla ilgili bilginizi arttırın. Korku bilmemekten kaynaklanır. Yeterli ve sağlıklı bilgiler edinirseniz korkunuz kaybolacaktır.


Kalp rahatsızlığı olanlara kesinlikle bu çalışmayı önermiyorum.


Bedeninizin pozisyonu;

Astral yaparken bedenin en rahat pozisyonu sırt üstü uzanma halidir.

Bacaklar çapraz olmamalı, elleriniz bedeninizin iki yanında ve başınızın altında yastık olmalıdır. İsterseniz ince bir örtü ile üstünüzü örtebilirsiniz.


ASTRAL SEYAHAT TEKNİĞİ


Gerçekleştireceğiniz ilk astral deneyiminizde doğru olan çok yakın bir yer seçmektir.

Bedeninizden 1-2 mt uzaklaşmak yani bulunduğunuz odada kalmak çok uygundur.

Deneyimi gerçekleştirmeden önceki hafta her sabah ya da akşam kendinize zihinsel telkinde bulunun;


.............tarihinde beden dışı bir deneyim çalışması yapacağım. Kendi isteğime bağlı olarak bedenimi terk edip, odamın içinde kısa bir süre kalacağım. Kendimi ve çevremi bedenimin dışında seyredeceğim. Düşüncelerime kolaylıkla hakim olup, istediğim zaman bedenime döneceğim. Bunu gerçekleştirebilecek yeteneğe sahibim.


Astral Seyahat yapmanın birden fazla metodu olsa da ben size burada en kolayından bahsetmek istiyorum:


Yukarıdaki koşulları gerçekleştirdikten sonra yatağınıza sırt üstü uzanın ve gözlerinizi kapayın. Gitmek istediğiniz yerden ve bedeninizi terk edeceğinizden başka zihninizde hiçbir düşünceye yer vermeden iyice gevşeyin.


Bu deney boyunca kafanızda hiçbir soruna yer vermeden sadece gerçekleştireceğiniz deneye konsantre olun.


Sadece nefesinize odaklanarak iyice gevşeyin ve yatağınızın öne ve arkaya doğru hafifçe sallanmaya başladığını düşünün. Her an astral bedeninizin çıkmak üzere olduğunu hissederek içinizden şu sözleri tekrarlayın:


“Sallanmalar artıyor.... Gevşiyorum...... Bedenimi terk etmek üzereyim......Astral bedenim vücudumu terk ediyor” diye telkinlerde bulunun.


Bu telkinlerde bulunurken vücudunuzda enerji devinimleri, seyirmeler ve kulak çınlamaları başlayacaktır. Bedeninizin bir balon gibi şiştiğini hissedebilirsiniz. İki gözünüzün arasında baskı hissedebilirsiniz. Bunlar vücudun terk edilme anında yaşanan doğal gelişmelerdir.


Bulutumsu görünüşteki astral bedeninizin fiziksel bedeninizin gözeneklerinden çıktığını, bir kuş gibi havada süzüldüğünüzü imajine ederseniz bu konsantrasyonunuz sizi, fiziksel bedeninizden çıkaracaktır.


Tüm çalışmalarınızı yönlendirecek olan tek şey düşüncelerinizin konsantrasyonudur.

Bedeninizi terk ettiğiniz anda düşünceleriniz hareketlerinize yön verecektir.


İlk birkaç denemenizde yatağınızda yatmakta olan bedeninizi seyredip yavaşça bedeninize geri dönmeyi isteyin.


Bedeninize geri dönmek en kolayıdır. Sadece bunu düşünmeniz yeterli olacaktır.


Zaman içinde bu pratiği kazandıktan sonra mekan dışı deneyimler de yapabilirsiniz.


Astral Seyahat ile ilgili çalışma yapanlar deneyimlerini ya da takıldıkları noktaları benimle paylaşabilirler.


Sevgiyle kalın.

29 Temmuz 2010 Perşembe

KALICI KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN...

AÇ KALMADAN VE GERİ ALMADAN

KALICI KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN...


Her ne kadar grubumuzun ilgi alanı dışında da olsa çoğumuzun ortak sorunu fazla kilolar...


Son 3 yıla kadar kilo problemi nedir bilmeyen deli gibi iştahlı, tatlı ve çikolatalar hayatının merkezi olan gece uykudan kalkıp tatlı yiyen evdeki şeker ve tatlı stoğu azalınca paniğe kapılan ve buna rağmen 36 bedenden başka beden tanımayan 51 kilonun üzerini baskülde görmemiş bir kadındım.


Son 3 yılda benim bu aşırı rahatlığım ve metabolizmamın yavaşlaması, üst üste eklenen kilolarla gidişatın ciddi olduğunu bir şeyler yapmam gerektiğini bana hatırlatmaya başladı.

Ben hatırlamak istemesem de aynaya baktığımda gördüğüm görüntü ya da alışverişte kalçamdan yukarı çıkmak istemeyen pantolonlar ve şık eşofman arayışları, sürekli dolabımdaki 36 beden giysilerime bakıp iç çekmek, evden çıkarken bir türlü kıyafet uyduramayıp, sonunda sürekli giydiğim üniformaya dönüşen bol elbiselerden birini nefretle giymek... Bütün bunlara son verme zamanının geldiğini hissettim ve harekete geçtim.


Önce internette bütün diyet listelerine bakarak işe başladım. Bu tür konularda çabuk sonuca gitmek isteyen bir yapım olduğu ve bu işlerde deneyimim sadece arkadaşlarımın kilo alma ve verme hikayelerini dinlemekten ibaret olduğu için hemen sonuca götürecek şok diyetler çok cazip geldi ve işe onlarla başladım. Karpuz diyeti, elma diyeti, fıstık ezmeli diyet, simit diyeti derken, basküldeki oynamaların kesinlikle yağ kaybı değil, vücuttan atılan su ve ödem olduğu kanaatine vardım. Çünkü yağ kaybını bu kadar süratli yerine koymak mümkün değildi. 3-4 günlük açlık rekorunuzun bir porsiyon tatlıyla ya da iki incirle sonlanması gerçekten şok edici! Bu tarz “şok” diyetlerden böylece vazgeçtim.


Bu arada öğrendiğim en önemli şey, kiloları vermek kadar onları korumak olduğuydu.

İnsanlar sürekli verdikleri kiloları geri almasalar, çevremizde sürekli kilo verme hikayeleri dinliyor olmazdık.


Bir de diyetisyene gittim. Diyetisyen de dert edilecek bir fazlam olmadığını , bu “gürbüz” halimin bana çok yakıştığını ve uzun vadede hiiiiç acele etmeden yavaş yavaş uygulamam için elime bir liste tutuşturdu.


Yaşım gereği birkaç ay vücudum direnç gösterebilir ama istikrarlı davranırsam gram bazında acele etmeden ve tabii ki 2 haftada bir sevgili diyetisyenimi ziyaret ederek kilolarımdan uzuuuun vadede kurtulabilirmişim.


Sözü çok uzatmadan tatile gitmeye 1 ay kala ben nasıl bir mayonun içine girebileceğimi düşünürken Dr. Pierre Dukan’ın “SAF PROTEİN DİYETİ”yle tanıştım. Bütün detaylarını bir daha hayal kırıklığı yaşamamak için kurcaladıktan sonra etle aramın iyi olmamasına rağmen aklıma yattı ve tam motivasyonla başladım.


Şu ana kadar 5 kiloyu hızlı bir şekilde verdim ve hedefe varmaya 2 kilo kala sizlerle paylaşmak istedim.


Bu diyeti bizzat denemiş biri olarak sizlerle paylaşıyorum:


Bu protein esaslı diyetin güzellikleri ve onu diğer diyetlerden ayıran özellikler şöyle sıralanabilir;


- Diyet protein esaslı olduğu için açlık duygusu hissetmiyor, hatta bazı öğünleri zorla yiyorsunuz. (Ben ara öğünleri acıkmadığım için yemedim.)


- Çok kısa vadede yüz güldüren sonuçlar almak, motivasyonunuzu yükseltiyor.


- Diyetin son evresinde kilo koruma programını da uygularsanız (ki kesinlikle uygulanmalı) verdiğiniz kiloları geri almıyorsunuz.


DİYET ÜÇ EVREDEN OLUŞUYOR:


ATAK EVRESİ; SAF PROTEİN DİYETİ


SEYİR EVRESİ; SAF PROTEİN + SEBZE


KİLO KAYBINDAN SONRA GÜÇLENDİRME EVRESİ (Verdiğiniz her kilo için 10 gün hesaplanıyor.)


Protein diyetini diğerlerinden farklı yapan özellikler ise şunlar:


*Proteinlerin saflığı sağladıkları kaloriyi azaltıyor.

Yani protein kaynaklı tek tip beslenmede, vücut bir öğünde alınan bu besinleri sindirmeye programlanmadığı için besinlerdeki kalorilerden tam olarak yararlanamıyor.


*Proteinlerin sindirilmesi işleminde vücut çok kalori yakıyor.

Günün sonunda 1500 kalorilik protein tüketimine karşılık, sindirim sonrasında vücudun harcaması için geriye 1000 kalori kalıyor.


*Saf proteinler iştahı kesiyor ve uzun süreli tokluk hissi veriyor.


*Saf proteinler ödem ve su toplamayı önlüyor.

Atak devresi saf proteinlerden oluştuğundan en çok su atılan dönemdir


*Saf proteinler organizmanın direncini yükseltiyor.


*Kas-kaybı ve deri sarkması olmadan zayıflamayı sağlıyor.


ATAK EVRESİ: Saf proteinden oluşan atak evresi adından da anlaşıldığı hızlı kilo verme ve sonuç olarak yüksek motivasyon sağlıyor. Süresi vermek istediğiniz kilolara bağlı olarak 1-10 gün arasında değişiyor.


Fazla hırslı olmayan 5 kilonun altındaki fazlalıklar için atak dönemi yetecektir.

Tartınızdaki hızlı değişikler çok yüksek motivasyon sağlıyor.


DİYETİN HER EVRESİNDE EN AZ 1,5 LT SU İÇMELİSİNİZ.


Suyun dışında aspartamlı her türlü içecek serbest. Çay, kahve, kolalı içecekler, gazozlar...

(Ben tatlı ihtiyacımı hissetmemek için aspartamlı gazoz ve limonata içtim.)


ALACAĞINIZ PROTEİNLER:


  • Yağsız etler: Sığır eti, dana eti: Dana rosto, biftek, antrikot, fileto, köfte...
  • Sakatatlar: Ciğer (Yalnız dana, sığır ya da kümes hayvanlarının ciğeri)
  • Balıklar: Bu besin grubu için hiç bir sınırlama yok. Yağlı, yağsız bütün balıklar serbest.)
  • Deniz ürünleri: Karides, yengeç, midye, istakoz vs.
  • Kümes hayvanları: Ördek ve kaz eti dışında derisi alınmak şartıyla kümes hayvanlarının tamamı.
  • Az yağlı ya da yağları ayıklanmış jambon, macar salamı.
  • Yumurtalar
  • Yağsız süt ürünleri: Light beyaz peynir ve yoğurt. ( Süt peynire dönüşürken sütteki tek şeker olan laktozu yok ettiğinden yağsız süt ürünlerinde saf protein bulunuyor.)
  • Bu listedeki tek zorunlu şey günde 1.5 lt su. Eğer vücutta suyla sağlayacağınız yoğun boşaltım eksik kalırsa açığa çıkan yağ atıkları vücutta birikecek ve asla kilo kaybı olmayacaktır (Bu sıcaklarda su tüketmek çok kolay; buna rağmen zorlanıyorsanız maden suyu diyet kola, gazoz kahve içmek serbest.
  • Son madde günde 1,5 çorba kaşığı yulaf kepeği. Bağırsaklarınızın çalışmasında sorun yaşıyorsanız yulaf kepeği çok yardımcı, ayrıca hacminin 25 katından fazla suyu emdiği için midede şişkinlik hissi yaratıyor ve tok tutuyor. (Ben gece tatlı krizimi engellemek için yoğurt ve birkaç kaşık toz tatlandırıcıyla karıştırıp yemeyi tercih ediyorum.)


5 günlük bir atak evresinde benim kilo kaybım 2,5 kilo oldu. Fazla kilonuza ve yaşınızla bağlantılı olarak kilo kaybınız 2-3 kilo arasında değişiyor


Yukarıda sayılan bütün yiyecekleri hiç bir şey eklemeden yemek serbest.


Ben size ATAK EVRESİ diyetine örnek olarak bir günlük liste veriyorum.

Kendiniz de yukarıdaki yiyeceklerden liste oluşturabilirsiniz:


Kahvaltı:

*Aspartamlı kahve ya da çay.

*Seçime göre 1 ya da 2 küçük yağsız yoğurt ya da 200 gr yağsız beyaz peynir

* 1 ya da 2 dilim yağsız salam


Ara öğün:

Açlık hissederseniz 1 küçük yoğurt ya da l00 gr beyaz peynir.


Öğle Yemeği:

En az 2 parça biftek ve yoğurt (1-2 parça turşuya izin var.)


Ara öğün:

1 küçük yoğurt ya da bir dilim hindi eti


Akşam Yemeği:

*4 parça derisi alınmış tavuk budu ya da balık

*2 kutu yoğurt ya da peynir

SEYİR EVRESİ : SAF PROTEİN+ SEBZE


Atak evresini başarıyla tamamlayı hızla verdikleri kilolarla yüksek motivasyon sağlamış olanları 2. devre saf protein+sebze diyeti bekliyor.


İkinci evrede atak diyetinin bütün gıdalarına devam ederken, bunun yanında çiğ ya da pişmiş sebzeler sınırsız olarak eklenerek hedeflediğiniz kiloya gelene kadar diyete dönüşümlü olarak devam ediyorsunuz.


Dönüşümden anlatmak istediğim kısaca şu:

  • Kısa vadede en etkili sonuç 5/5. Yani 5 gün saf protein diyetinin ardından, 5 gün de protein+sebze diyeti yapmak.
  • İkinci yöntem 1/1. Yani 1 gün saf protein, diğer gün protein+sebze diyeti.
  • Kilo fazlası daha az olanlara ise uygun olan 2/7 yöntemi. Yani 2 gün saf protein haftanın geri kalan 5 günü de sebze+protein diyeti


GÜÇLENDİRME EVRESİ:


Kiloları verdikten sonra asıl önemli devre geliyor; VERİLEN KİLOLARI KORUMAK.


Güçlendirme evresi verilen kiloyla bağlantılı olarak hesaplanıyor. Verdiğiniz her kilo için 10 günlük koruma programı yapmalısınız. Ama bu hiç korkutucu bir diyet değil, hatta diyet bile değil.


Güçlendirme Evresinde neler yiyebiliriz:


*Atak rejiminin proteinli besinleri,

*Seyir döneminin bütün sebzeleri,

*Muz ve üzüm dışında her gün 1 porsiyon meyve,

*Günde 2 dilim tam tahıllı ekmek,

*Günde 50 gr çok yağlı olmayan peynir,

*Haftada iki porsiyon hamur işi,

*2 Çorba kaşığı yulaf kepeği,

*Ve haftada bir gün mutlaka saf protein diyeti.


Ve bütün bunlara ilave olarak haftada 2 kez ödül yemeği. Ödül yemeği 2 öğün arka arkaya yememek şartıyla ödülden ne anlıyorsanız o olabilir. (Bir porsiyon pasta, çikolata, tatlı, kuru yemiş ya da şarap olabilir.)


Son söz olarak diyeti yapmaya karar verdiyseniz, denemek için değil başarmak için yapın.

Diyet boyunca her gün tartılabilirsiniz, vücudunuzun direnç gösterebileceği kilolara kadar indiğinizde kilo verememek gibi ön yargılarınız oluştuğunda bir müddet tartıya çıkmayın, o aşamayı da kolaylıkla atlattığınızı göreceksiniz.


Kendinizi ulaştığınız kiloda hayal edin, inceyken çekilmiş resminizi sabah uyandığınızda görebileceğiniz bir yere asın, size fazla kilolarınızı çağrıştıracak bütün bol giysilerinizi gözden uzak bir yere kaldırın, hatta ulaşmak istediğiniz bedende bir giysi alıp odanızda görebileceğiniz bir yere asın ve onun içinde kendinizi hayal edin...

Takıldığınız noktalar olursa mesaj atın.


Başarılar.

Sevgiyle kalın.

20 Temmuz 2010 Salı

ANI YAŞAMAK...

ANI YAŞAMAK...


Yaşamımızda geçmiş ve gelecek üzerine o kadar çok odaklanıyoruz ki, hayatımızda en değerli olan hazineyi, “ANI” kaçırıyoruz.


Bir arkadaşımızla konuşurken ya da doğayı izlerken “anda olmak” yerine yarın için planlar yapıyor veya akşam ne yapıcağımızı düşünüyoruz.


Yaşamımızın “şimdi”de olmadığı bir zaman asla olamaz. Geçmiş de şimdide yaşanmıştır. Gelecek de şimdide yaşanacaktır.


Varlığınızın özüne ulaşmanın, derin ve sarsılmaz huzur hissinin anahtarı “anda yaşamak”tır.


“Anda” yaşamadığımız sürece geleceğimiz, geçmişimizin kopyası olacaktır. Zihnimiz geçmişin ağır yüklerini taşıyor ve ona bağlılığını sürdürüyorsa aynı şeyleri tekrar tekrar deneyimleyeceğiz demektir.


Geleceğimizi şekillendiren şey “şu andaki” bilincimizin niteliği, geçmişin ortadan kaldırılabileceği yer ise “anda yaşamaktır”.


Biz geçmişin ya da geleceğin sorunlarıyla dolu olduğumuzda hayatımıza yeni bir şeyin ya da çözümün girebilmesi için yer yoktur. Yapabildiğiniz her an bir yer açmalıyız ki hayatımıza çözümler girebilsin.


Bazılarımız daima başka bir yerde olmayı isterler. Onların “buradası” asla yeterince iyi değildir.


Kendinizi gözlemleyerek, sizin yaşamınızda da durumun böyle olup olmadığını görün.

Eğer yaşadığınız “anı” katlanılmaz ve çekilmez buluyorsanız 3 seçeneğiniz var:


Hiçbir bahane yaratmadan, bütün sorumluluğu üstlenerek, ya o durumdan uzaklaşın ya o durumu değiştirin ya da olduğu gibi hiçbir içsel çatışma yaşamadan kabullenin.


Hayatınızla ilgili yaptığınız herhangi bir eylem eylemsizlikten daha iyidir.


Eğer hatalı bir eylem yaptıysanız en azından bir ders alırsınız ki bu durumda o hata olmaktan çıkar.


Yaşamımızın sorumluluğunu üstlenmek istiyorsak, soruna saplanıp kalmayalım. O zaman hiçbir şey öğrenemeyiz.


Eğer “şimdimizi” ya da andaki durumumuzu değiştirebilmek için gerçekten yapabileceğimiz bir şey yoksa o zaman “tüm içsel direncimizi” bırakarak şimdiyi bütünüyle kabul edip teslim olalım.


Teslimiyet bir zayıflık değildir. Sadece teslim olmuş insan, ruhsal güce ve içsel huzura sahiptir. Yaşama ve onun getireceklerine güvenirsek o zaman durumun hiçbir çabaya gerek kalmadan değiştiğini görürüz.


Evrenin ve Varoluşun doğası, her durumun her koşulun geçiciliğine yakından bağlıdır.

Yaşadığımız bir drama sıkı sıkı yapışmadığımız sürece o mutlaka değişecektir.

Olumsuz ruh halimiz, arzu ettiğimiz koşulu çekmek yerine onun ortaya çıkmasını engelleyecektir.


Kimsenin, en yakınlarınızın bile içsel huzurunuzu ve enerjinizi etkilemesine izin vermeyin.


Birisi size kaba ve incitici sözler söylediyse, hemen saldırıya geçmek, öfkelenmek ya da içinize çekilmek gibi tepkiler verip olumsuzluğa girmek yerine, içinizde biriken o duyguları fark edin ve sizi incitmeden geçmelerine izin verin.


Bu insan sizin “İçsel huzurunuzu” kontrol etme gücüne sahip değildir.


O zaman güç başkasında değil, sizdedir. Bütün bu yıkıcı duygular zihnin ve egonun eseridir.

Sizi egonuz ve zihniniz yönetemez, varlığınızın huzurunu bozamaz, kontrol her zaman

sizdedir.


KENDİMİZİ “ZİHNİN GÜRÜLTÜSÜNDEN” KURTARALIM.


Eğer zihin doğru bir şekilde kullanılırsa muhteşem, yanlış kullanılırsa çok yıkıcı bir hale gelir.


Ancak zihni sessizleştirebimeyi başardığımızda “Varlığımızla” bütünleşebiliriz.


Varlığın farkındalığını yeniden kazanmak ve o “hissetme idrakinde” kalabilmek aydınlanmadır.


İslamın mistik kolu olan Sufizm (Tasavvuf) öğretisinin merkezini “anı yaşamak” oluşturur. Gerçek bir sufi “şimdiki anın çocuğudur”.


Sufizmin büyük şairi ve öğretmeni Mevlana şöyle demiştir: “Geçmiş ve gelecek Tanrı’yı bizim gözümüzden saklar, her ikisini de ateşe atıp yakın”.

Anda olabilmek, yıkıcı düşüncelerimizden kurtulabilmek ya da ona ihtiyacımız olmadığında zihnimizi susturabilmek için biz neler yapabiliriz ona bakalım:


Gün içinde ya da yatağınızda yatarken kafanızdaki düşünceleri, o yoğun gürültüyü, tekrarlanan düşünce kalıplarını tarafsız bir şekilde yargılamadan dinleyin. Yorum yapıp yargılarsanız aynı düşünceler tekrar gelecektir.


Zihninizi ve benliğinizi ayrı ayrı hissedin. Siz sadece gözlemcisiniz.


Siz düşüncelerinizin geçişini izlerken an gelir kendinizi düşüncelerinizin tanığı olarak farkına varırsınız.


Gerçek benliğiniz zihniniz değildir, Varlığınızı o gürültünün dışında hissedersiniz.


Bu yeni bir bilinç boyutudur.


O zaman düşünceler üzerinizdeki güçlerini kaybederler ve bu zihinsel akışta bir boşluk bir düşünce-sizlik deneyimlersiniz.


Önceleri bu boşluk saniyelerle ifade edilir bunu tekrarladıkça düşünceler arasındaki boşluk süreleri uzamaya başlar.


O yaşadığınız boşluklarda Varlığınızın derinliğini ve mevcudiyetini hissettikçe tüm düşünceler, kaygılar, fiziksel dünya önemini yitirir.


Bu sözcüklerle anlatılabilir bir şey değildir. Bu farkındalık yeni bir yaşam biçimine, Varlık ile kalıcı bir birleşme haline dönüşücek ve yaşamınıza daha önceden asla bilmediğiniz bir derinlik ve dinginlik katacaktır.


“Anda” olmak budur.


Bu ayrıca fiziksel bedene yaşam veren enerji alanınızın frekansını yükseltir ve koşullara bağlı olmaksızın sizi huzurlu dengeli ve dingin bir insan yapar.


Sevgiyle kalın.