21 Ekim 2010 Perşembe


“İÇİMİZDEKİ ÇOCUK”


Ruhumuzun bedenimize bağlanmasıyla başlayan ve “ergenlik” dönemimize kadar devam eden süreç hepimiz için çok büyük önem taşıyor. Çünkü yetişkinlik dönemimizde yaşadığımız, bazen de sebebini anlamakta güçlük çektiğimiz sorunlarımızın kökeninde çocukluk dönemimizde geçirdiğimiz tecrübeler vardır.


İşte bu geçmişte yaşadığımız bazen reddedip unutarak bazen baskılayarak bilinçaltımıza ittiğimiz bu tecrübelerimizin toplamına “içimizdeki çocuk” diyoruz.


İçimizdeki çocuğun yaşadığı acı verici tecrübeleri bilinçaltımıza ne kadar itersek, o kadar etkilerini sürdürüp bilincimize hükmetmeye başlarlar. Öyle ki yetişkin olarak hayatımızı özgürce ve serbest irademizle ve kendi kararlarımızla sürdüremez hale gelebiliriz.


Sonradan pişman olsak da bazı durumlarda kontrolden çıkıp başkalarına karşı sergilediğimiz davranışların sebebi “içimizdeki yaralı çocuktur”. Bu gibi durumlar ve olaylar karşısında gerektiğinden fazla tepki vermek, güçlü duyguların eşlik ettiği öfke patlamaları şeklinde görülür.


İçimizdeki çocuk bilinçaltımızın bir parçası olduğu için, ondan dolaylı olarak haberdar oluruz. Aşağıda sıraladığım tutum ve davranışlar “içimizdeki çocuğun” yaralı olduğu mesajını bize verirler:


· Karşı cinsle olan ilişkilerimizde daima ötekine bağımlıysak;


· Başkaları tarafından sevilmeyi, ilgi görmeyi ve dikkat çekmeyi sürekli bekliyorsak;


· Mevcut bütün bağımlılık formlarına yatkınlığımız varsa (Alkol, sigara ve madde bağımlılığı ve aşırı kıskançlık);


· İnsanlarla ilişkilerimizde her zaman hayal kırıklığı yaşıyorsak;


· Kendi ihtiyaç ve arzularımızın yalnızca başkaları tarafından karşılanacağına inanmışsak

(kendimize yetememek ve kendimizle başbaşa kalmayı reddetmek);


· Dikkat çekmek ve takdir edilmek için yoğun bir çaba içine giriyorsak;


· Başkalarının problemlerini çok fazla sorun edip, bundan sıyrılmakta zorluklar yaşıyorsak;


· Ani tepkilere, kontrolsüz davranışlara, öfke patlamalarına ve şiddete yatkınsak;


· Başkalarına güvenmekte zorluk yaşıyorsak;


· Depresyona yatkın olup, yaşamı yeterince anlamlı bulmuyorsak;


Bu listedeki örnekleri daha da uzatabiliriz. “İçimizdeki çocuğun” derinlerdeki yaraları hayatımıza olağanüstü etki edebilir.


Genellikle anne babalar, kendi içlerindeki yaralı çocuğu fark etmedikleri için kendi çocuklarına yansıtarak yaşarlar. Böylece kendi problemlerini nesilden nesile aktarmış olurlar.


Anne babanın sevgisizliği yada sevgilerini ifade edememeleri, önemsememeleri, çocuklar arasında ayırım yapmaları, onları takdir etmemeleri, davranışlarında istikrarsız tutum izlemeleri, güven duygusu vermemeleri, çocuğa ya da aile bireylerinden birine şiddet göstermeleri, taciz etmeleri, çocuğu istemeden dünyaya getirip bunu dile getirmeleri, yaratıcılığını ezip kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeleri, ölçüsüzce cezalandırmaları ve yetersiz bulmaları “içimizdeki çocuğun” yaralanma sebepleridir.


Çocuğun gerçekte olmayan bir şeyi gerçek gibi algıladığı durumlar da olabilir. Çocuğun içinde bulunduğu durum, onun gerçeğini yansıtmıyor olsa bile, çocuk kendini yalnız, terk edilmiş yada sevilmediğini hissedebilir.


Bu duygusunun gerçeği yansıtıp yansıtmadığının hiçbir önemi yoktur. Çocuğun içinde yaşadığı koşullarda algılaması bu yöndeyse yani yaralanmış ve incinmişse onun gerçeği değişmeyecektir. Burada önemli olan çocuğun ne hissettiğidir.


“İçimizdeki çocuğun” gerçeği sadece ne hissettiğiyle orantılıdır. İncinmesini belirleyen unsurlar, onun yaşam ve görev planının parçasını oluştururlar. İçimizdeki çocuğun yaralarını sarıp iyileştirirsek, hem üstbenliğimize uzanan kanalı iyileştirmiş, hem de yaralarımızı kendi çocuklarımıza aktarmamış oluruz. Böylece çocuklarımız bizden devralacakları yaraları iyileştirmek için güç sarfetmeyerek kendi yollarında bizden daha ileriye gidebilirler.


Bu görevimizin farkındalığı ile işe kendi “anne ve babalarımızı” affederek başlamalıyız.


Bir sonraki yazımda Reiki 2 seviyesindeki arkadaşlarımız için “dört dönem” halinde “içimizdeki çocuğu iyileştirme meditasyonu”nu paylaşacağım.


Sevgiyle kalın.

10 Ekim 2010 Pazar


DÜŞÜNCELERİMİZİ KONTROL EDEBİLİRİZ.


Hepimiz düşüncelerimizin yaratıcı olduğunu ve bugünkü düşüncelerimizle geleceğimizi şekillendirdiğimizi biliyoruz. Zihnimizin konrolünü ele alabilirsek yaşamımızın sorumluluğu ve kontrolü elimize geçer.


Yaşamımız içinde olumsuz birçok duygu ve düşüncenin zihnimizden gelip geçmesine engel olamayışımızın en önemli sebeplerinden biri; zihnimize hakim olabilecek “konsantrasyonu” sağlayamamamızdır. Düşüncelerimize konsantrasyonumuzu geliştirebilirsek her türlü olumsuz düşünce kalıbımıza hakim olabiliriz.


Size önereceğim çalışma süresince, tüm zihinsel ve duygusal işlevlerinizin tam kontrolünü ele almaya ve negatif düşünce ve duygulara zihninizde yer vermemeye şimdi karar verebilirsiniz. Kulağa çok güzel geliyor değil mi? Belli bir disiplin ve kararlılıkla çalışmaya başlarsanız gerçekten başarırsınız.


BİRİNCİ AŞAMA:


Başlangıç ya da hazırlık safhası denen birinci aşama, çalışma öncesi kendinizi zihinsel olarak hazırladığınız “ön hazırlık” devresidir.


Önce kendinizi yoğun olarak bu çalışmaya ve başarmaya hazır hissedin. Unutmayın bu çalışmayı başarmanız, bütün hayatınızı olumlu yönde etkileyecek ve konsantrasyonunuzu geliştirecek.


“Düşünce kontrolü” uygulamasına geçmeden önce en az 1 hafta süreyle kendinizi gözlemleyin. Günlük hayatınızda, olaylar karşısında duygu ve düşüncelerinize ne derece hakim olduğunuzu sadece gözlemleyin. Düşüncelerinizin akışını ve hızını izleyin. Olumsuz düşüncelerinize engel olmaya çalışmadan sadece gözlemci olun. Böylelikle sizi 1 hafta sonra bekleyen engellerin ne olduğunu önceden farkedebileceksiniz.


İKİNCİ AŞAMA:


“Düşünce kontrolü” çalışmasını ilk kez uyguluyorsanız. Haftada bir günlük “zihinsel perhiz” çalışması yapmanız uygun olur.


Bir ay boyunca haftada 1 gün olmak üzere dört uygulama yapmalısınız. Haftanın belli bir gününü seçerek işe başlayabilirsiniz.


Seçtiğiniz gün boyunca olumsuz düşünce ve duygulara zihninizde yer vermeyi reddedin.


Bir ay boyunca dört “düşünce kontrolü” çalışmanızı tamamladıktan sonra üçüncü aşamaya hazırsınız demektir.


ÜÇÜNCÜ AŞAMA:


Çalışmanın üçüncü ve son aşamasında bir haftalık “düşünce kontrolü”nü gerçekleştireceksiniz. Tam bir hafta boyunca aşağıdaki “SEKİZ TEMEL PRENSİBİ” uygulayarak bu çalışmayı başarabilirsiniz:


1. Birbirini izleyen 7 gün boyunca, zihninizde olumsuz düşünce ve duygulara yer vermeyin.


2. Kendinizi olumsuz bir düşünceye ya da duyguya odaklanmış durumda yakalarsanız ki bu olacaktır; derhal çalışmanızı hatırlayın. Bu size itici bir güç verecek ve olaylar karşısındaki dayanma gücünüzü arttıracaktır.


3. Çalışmanız boyunca şunu unutmayın: Birçok insanın otomatik olarak yaşadığı bu dünyada bu, bilinçli yaşamaya doğru attığınız çok önemli bir adım. Bunun önemini hissedin. Mutlaka başarıya ulaşacaksınız.


4. Çalışma yaptığınız yedi gün boyunca her sabah yatağınızdan kalkıp, güne başlarken sizi güçlendirecek telkinleri kendinize uygulayın. Böylelikle güçlendirici zihinsel ve duygusal davranış biçimlerine daha sabahtan kendinizi odaklamış olursunuz.


5. Bir hafta boyunca, tüm dikkatinizin sorunlara değil, çözümlere dönük olduğundan emin olun. Bir zorlukla karşılaştığınızda hemen çözümün ne olabileceğine odaklanın. Sorunu değil, çözümü düşünün...


6. Geriye doğru kayarsanız, yani kendinizi olumsuz düşünce ve duygulara yönelmiş durumda yakalarsanız, üzülmeyin. Hemen değişirseniz bunun pek sakıncası yoktur. Ama bu tür düşüncelere belli bir sürenin üzerinde takılıp kalmayı sürdürüyorsanız, çalışmadaki başarınızdan uzaklaşıyorsunuz demektir. Bu süre 10 saniyeyi geçmemelidir. Çalışmanızın boşa gitmesine izin vermeyin.


7. Sorunlarla karşılaştığınızda kendinizi olayın dışında görmenizi sağlayacak ve buna bağlı olarak objektif bir biçimde durum değerlendirmesi yapmanızı sağlayacak şu soruları kendinize sorabilirsiniz:


“Ben karşılaştığım bu olaydan ne öğrenebilirim?”

“Bu durumun bana anlatmak istediği şey nedir?”

“Bu olayla niçin karşılaştım?”

“Karşılaştığım bu olayı öfkelenerek ya da üzülerek halledebilecek miyim?”

“Öfkemin ya da üzüntümün bana bir yararı olacak mı?”


Bu sorular sakinleşmenizi ve daha “objektif” değerlendirmeler yapmanızı sağlayacaktır.

Burada amacımız hayatın sorunlarını görmezden gelmek değil, kendimizi sorunlar karşısında daha sağlıklı ve yapıcı bir zihin durumuyla bunların üstesinden gelmektir. Zihninizi yapıcı ve verimli hale soktuğunuzda, aradığınız çözümler çok daha kolay ve hızlı bir şekilde gelir.


8. Olayların hem içinde, hem de dışında yaşama alışkanlığını geliştirin. Yani zaman zaman kendinizi ve olayları dışardan seyredin... Olayla olay olmadan objektif bakmaya çalışarak dışardan kendinizi ve olaylara verdiğiniz tepkileri izleyin. Zaman zaman yaşamınıza dışardan bakın ve kendinizi gözlemleyin.


Çalışma yaptığınız bir haftalık süre boyunca başarı ve başarısızlıklarınızı not ederseniz, sizi etkileyen ve kontrolünüzü bozan olayları tespit eder ve bir sonraki çalışmada aynı hataları tekrarlamamış olursunuz.


Bu çalışmayı belirli aralıklarla tekrarlayabilirsiniz. Bu yedi günlük süre bitince en az iki hafta boyunca normal düşünce ritminize dönüp daha sonra yeniden bir haftalık çalışmayı uygulayabilirsiniz.


Yaşamlarında başarılı ve mutlu olan insanlar, olaylar ve zorluklar karşısında zihinlerini açık, net ve duru durumda tutan, olayla olay olmamayı başaran insanlardır.


Çoğunun ortak kuralı; Hayatta hiçbir zaman vaktinizin %10’undan fazlasını bir soruna harcamayın, en az %90’ını sorunun çözümüne harcayın. Hele küçük şeyleri asla dert etmeyin. Unutmayın ki, onlar yalnızca “küçük” şeylerdir.


Sevgiyle kalın.

6 Ekim 2010 Çarşamba


DÜŞÜNCELERİMİZİN GÜCÜ


Günlük hayatımızda düşünürken ya da konuşurken çoğumuz kelime seçimlerimize çok az dikkat eder ve genellikle olumsuz kalıplarla konuşuruz.


Zihnimizde sürekli tekrarlanan düşünceler, bizden çıkarak zihin yasasına girer ve yaşam deneyimi olarak bize döner.


Söylediğimiz sözler düşüncelerimizin uzantısıdır.


Düşüncelerinizi ve sözlerinizi izlemeye başlayın, olumsuz ya da sınırlayıcı sözleri sık sık tekrarlıyorsanız onları değiştirmeye çalışın. Olumsuz bir hikaye dinlediğinizde bunu herkese anlatmayın. Her anlattığınızda bunu tekrar tekrar onaylamış olursunuz. Olumlu bir hikaye dinlediğinizde ya da yaşadığınızda ise herkesle paylaşın.


Çevrenizdeki insanların neyi nasıl söylediklerine dikkat edin. Söyledikleri şeylerin hayatta deneyimledikleriyle ilgili olup olmadığına bakın.


Birçok kişi hayatını “meli-malı” kalıplarına bağlı olarak yaşar. Bu zorunluluk kalıplarını düşünce tarzınızdan ve sözlüğünüzden çıkarmamız çok önemlidir. Bunu yaptığımızda kendimize yüklediğimiz baskıdan büyük ölçüde kurtuluruz.


“İşe gitmek zorundayım, şunu yapmak zorundayım, bunu yapmak zorundayım...” dedikçe kendi üzerimize korkunç bir baskı yükleriz.


Bunun yerine “yapmayı seçiyorum” kalıbını kullanalım. “İşe gitmeyi seçiyorum, çünkü harcamalarımı ve faturalarımı ödememi sağlıyor”.


Zorunda olmak yerine “yapmayı seçiyorum” kalıbı hayatımıza çok farklı bir bakış açısı kazandırır.


Birçoğumuz “ama” kelimesini çok sık kullanırız. Cümlemize olumlu bir ifade ile başlar sonra da “ama” diyerek bilinçaltımıza çelişkili ifadeler göndeririz.


Konuşurken “ama” kelimesini ne kadar sıklıkta kullandığınıza dikkat edin. Olumlu cümlelerinizi “ama” ile sonlandırmayın.


Gün içinde düşüncelerinizi ve sözlerinizi izleyin. Kullandığınız kelimeleri farkına varmaya başlayacaksınız. Bir şeyi üç kereden fazla söylediğinizi duyarsanız hemen not edin, çünkü bu bir kalıptır. Bazı kalıplar olumlu ve destekleyici olabilir ama sürekli tekrarladığınız çok olumsuz kalıplarınız da olabilir.


Gece uykuya dalmadan önceki son düşüncelerinize dikkat edin. Güçsüzleştirici ve olumsuz düşüncelerden uzak durun. Uyumadan önce geleceğinizle ilgili mutlaka olumlu şeyler düşünün ya da hayal kurun. Sabah yataktan kalkmadan önce de aynı şeyleri yapın.


Hayatınız boyunca şimdiye kadar deneyimlediğiniz bütün olaylar ve yaşam deneyimleriniz geçmişten kaynaklanan kendi düşünceleriniz ve duygularınız tarafından yaratıldı.


Sorumlu aramayın, hayatımızın sorumluluğu elimizde. Bu hem ürkütücü hem de muhteşem bir şey.


Geçmişi sevgiyle serbest bırakın ve sizi bugünkü farkındalığınıza taşıdığı için ona minnet duyun. Şu anda yaptığınız şey düşüncelerinizle ve duygularınızla yarınınızın zemini hazırlamaktır. Yarın da bir şey yapamayız ve geçmiş için de yapabileceğimiz bir şey yoktur.


Hayatımızla ilgili şeyleri sadece “bugün” yapabiliriz.


Asıl önemli olan, şu anda neyi düşünmeyi, neye inanmayı seçtiğimizdir.


Düşüncelerinizin ve duygularınızın kontrolünü ele aldığımızda hayatınızın kontrolü de elinize geçer. Zihninizin kontrolü sizdedir.


Siz, yaşamın harika sevgi dolu bir ifadesi olmak üzere yaratıldınız. Yaşam kendinizi ona açmanızı bekliyor; sizi bekleyen güzelliklere kendinizi layık hissetmenizi bekliyor.


Evrenin bilgeliği ve zekası onu kullanmanız için bekliyor.


Kendi içinize yönelin ve kim olduğunuzu keşfedin.


Bir sonraki yazımda Düşünce Kontrolünü tekniğini anlatacağım.


Sevgiyle kalın.

3 Ekim 2010 Pazar


AFFETME MEDİTASYONU


Affediciliğin gerçek anlamı kendini affetmektir. Affedicilik düşüncelerimizi ilahi uyum yasasıyla paralel hale getirmektir. Eğer sağlıklı ve mutlu bir hayat istiyorsak bizi incitmiş olan herkesi affederek işe başlamalıyız. Düşüncelerimizi ve duygularımızı ilahi yasa ve düzenle uyumlu hale getirerek kendimizi affedelim. Başkalarını affetmeden kendimizi tamamen affedemeyiz.


Günümüzde tıbbın psikosomatik alanı, romatizmadan, kalp hastalığına kadar birçok hastalığın arkasında içimizde biriktirdiğimiz öfkenin, başkalarını yargılamanın, vicdan azabının, pişmanlıkların ve düşmanlıkların olduğunu vurgulamaktadır. Bu olumsuz duyguların neden olduğu stres, vücudun bağışıklık sistemini doğrudan etkiler ve bizi hastalıklara açık hale getirir.


Başkalarını affetmek, zihinsel ve duygusal sağlığımız için gereklidir. Zihninizde ve kalbinizde karşınızdaki kişi hakkında hiçbir yakıcı duygu kalmayana kadar ona sevgi, huzur, keyif ve bilgelik verin. Bu affediciliğin “asit” testidir.


Şimdi sizle “imajinasyon” yöntemi ile affetme meditasyonu yapacağız. Reikiye uyumlanmış arkadaşlarımız çalışma sırasında reiki kanallarını açabilirler.


Bu çalışmada affetmek istediğiniz kişiyi kendiniz seçeceksiniz.


Çalışma yapacağınız odada; 1 bardak su, 1 kase kalın tuz, 1 kase toprak, varsa mum ve varsa “ametist” kristalini çalışmanız boyunca yakınızda bulundurun. Sevdiğiniz doğa seslerini içeren meditasyon müziği çalışmanıza eşlik edebilir.


Çalışmanızı yarıda kesmeyin ve seçimlerinizi kendi iradeniz ile “yalnız kendiniz” için yapın.


Şimdi rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda rahat bir şekilde yatağa uzanın ve gevşeyin.


Burnunuzdan derin bir nefes alın, birkaç saniye tutun ve ağzınızdan kuvvetlice verin.

Bunu birkaç kez tekrarlayın.


En sevdiğiniz çiçeği elinize alın, çiçeğin kokusunu içinize çekin, içiniz taptaze çiçek kokusuyla doluyor. Önünüzde üzerinde mumlar yanan bir pastayı görün. Aldığınız tüm nefesi tutarak önünüze gelen pastanın tüm mumlarını söndürün. Çiçeği tekrar koklayın, kokusunu tutun ve tekrar önünüze gelen pastanın mumlarını söndürün.


Şimdi normal nefes ritminize dönün ve kendinizi olabildiğince sakin bırakın.


“Ben... (Adınızı ve soyadınızı söyleyin) bütünün ve benim en yüksek hayrıma olacak şekilde (Çalışma yapacağınız kişinin adını ve soyadını söyleyin), ile ilişkimin iyileşmesine, negatif enerjilerden arınmasına, ve bu kişiyle ilgili derslerimi rahatça, zevkle ve huzurla almaya niyet ediyorum”.


Reiki kanalımı sevgiyle açıyorum. Yüksek Benliğimi, Reiki Rehberlerimi ve Baş Melek Mikail’i bana yardım etmeleri için davet ediyorum.


“Sevgili egom bu çalışmanın dışında kal ve izleyici ol”.



“Şu an ben kendi yüksek irademle bu çalışmayla ilgili dirençlerimi serbest bırakıyorum ve şifa bulmayı diliyorum”.


“Yaratıcı kaynaktan beyaz koruyucu ışığı göndermesini diliyorum. Kaynaktan gelen beyaz ışık beni sarmalıyor ve içine alıyor. Bu ışık kanallarından sadece sevgi ve pozitif enerjiler sızabilir”.


Şimdi karşınıza o kişinin geldiğini görün...


Sadece aranızda göbekten atılmış bir kordon olduğunu görün ve hissedin.

Bu kordon ilişkinin tüm negatif enerjilerini temsil ediyor.


“Bütünün ve benim en yüksek hayrıma................ile aramda tüm negatif enerjileri içeren bağı kesiyorum ve elimdeki mor balona dolduruyorum.


“Seni affettim, seni bağışlıyorum ve seni seviyorum.

Seni affettim, seni bağışlıyorum ve seni seviyorum.”


“Sevgili... lütfen sen de aramızdaki negatif enerjiyi içeren bağın kendi tarafını kes.


Artık ikimiz de hürüz. Mor balonun ağzını mor bir iple bağlıyorum ve sevgiyle evrene bırakıyorum.


Bütünün ve bizim en yüksek hayrımıza evrende ilerleyen balonu patlatıyorum”.


Baş Melek Mikail’den bütün bedeninizi ve auranızı beyaz bir ışıkla doldurmasını rica edin.


Şimdi tekrar edin;


“Ben kendimi tam olduğum gibi her halimle seviyorum.

Ben kendimi tam olduğum gibi kabul ediyorum.

Yaşadığım herşeyin en yüce hayrıma olduğunu kabul ediyorum.

Yaşadığım her şeyin benim ruhsal gelişimim için olduğunu kabul ediyorum”.


Yaşadığım her şeyin varlığına şükrediyorum.

Ben kendimi seviyorum.

Ben kendimi sevgiye teslim ediyorum

Ben kendimi affediyorum”.


Derin bir nefes alın, tüm bedeninizin, auranızın pembe bir ışıkla dolu olduğunu görün ya da hissedin.


Şimdi karşınızdaki insana kalbinizden pembe bir ışık gönderirken tekrarlayın;


“Ben seni tam olduğun halinle kabul ediyor ve onaylıyorum.

Seninle yaşadığım her şeyin en yüce hayrıma olduğunu kabul ediyorum.

Ben senin varlığına şükrediyorum,

Ben seni affediyorum.

Ben seni bağışlıyorum”.


Onun bedeninin ve aurasının pembe ışıkla dolduğunu görün ya da hissedin.


Bir çiçek bahçesindesiniz, en sevdiğiniz çiçeklerden bir demet alın ve çalışma yaptığınız kişiye gidin;


“Lütfen bu çiçekleri kabul et;


Ben seni tüm olanlardan dolayı bağışlıyorum.

Sevgiyle affediyorum, lütfen sen de beni affet”.


İsterseniz sarılın, öpün, içinizden geldiği davranın. Onun size gülümsediğini görün.


“Seni kendimden, kendimi senden özgür bırakıyorum.

Yolun sevgiyle aydınlansın.

Bırakın, el sallayın ve onun gittiğini görün”.


Bu kadar uzun bir çalışmayı ezberinizde tutmanız zor olabilir. Genelde bu çalışmayı Reiki eğitmeni, kişiye tekrarlatarak yaptırır. Eğer siz çalışmayı evinizde ve tek başınıza yapmak isterseniz, telefonunuza ya da bir CD’ye sesinizi kaydedebilir, sonra çalışma esnasında sesinizi dinleyerek içinizden tekrar edebilirsiniz.


Sevgiyle kalın.

21 Eylül 2010 Salı


İLİŞKİLERİMİZ


Hayatımıza iyi bir ilişkiyi çekmek istiyorsak kendimizi sevmek, saymak ve iyi davranmakla işe başlamalıyız. Kendimize başkalarının bize davranmalarını istediğimiz gibi davranmadığımız sürece istediğimiz ilişkiyi çekebilmemiz ya da varolan ilişkilerimizi sağlıklı bir hale getirebilmemiz mümkün değil.


Eğer kendimize gereken değeri vermiyorsak, evrene değerli ve iyi şeyleri hak eden bir insan olmadığımız sinyalini yayarız. Bu sinyali yaymaya devam ettikçe, insanların bize iyi davranmadığı koşulları ve durumları çekmeye devam ederiz. İnsanların bize böyle davranmaları sonuçtur. Sebep ise, kendimizle ilgili düşüncelerimizdir.


Mutlu olmayı öncelikli isteğimiz haline getirdiğimizde, bu frekans bize yakın olan herkese dokunacaktır. Kendi mutluluğumuz hayattaki önceliğimiz olsun. Kendimizi doyurmadığımız sürece başkalarına verecek bir şeyimiz olmaz. Başkaları için fedakarlık yapmakla iyi bir insan olmuyoruz. Fedakarlık bir erdem değildir, yokluk bilincinden kaynaklanır, sürekli oluyorsa insanda içerleme ve kızgınlık duygusu yaratır.


Kendi mutluğumuz önceliğimiz olsun. Kendimizi doyurmadığımız sürece başkalarına verecek bir şeyimiz olmaz.


Sizi mutlu edecek, keyiflendirecek şeylere mutlaka gün içinde zaman ayırın.


Sabah güne başlarken “Bugünümün bir daha tekrarı olmayacak, ben bugün mutlu olmayı, günümden keyif almayı seçiyorum” diye güne başlayın.


Kendinizden ve yaşamdan hoşnut olmazsanız evrende sizin için varolan tüm iyilik ve sevgiyi bloke etmiş olursunuz.


Kendinize ilişkin güzellikleri, olumlu yanlarınızı, yeteneklerinizi araştırın. Ararsanız bulursunuz...


Mutluluğumuza dair her şey sevgi frekansında. Sınırsız bir sevgi üretme yeteneği bize verilmiş ve biz koşulsuz herkesi ve her şeyi sevebildiğimizde evrenle tam bir uyum içinde oluyoruz.


Sevebileceğiniz her şeyi, sevebileceğiniz herkesi “koşulsuz” sevin, o sevgi ve mutluluk katlanarak size geri dönecektir.


İlişkilerinizi yürütebilmek için o ilişkiyle ilgili yakınmalarınıza değil, takdir ettiğiniz yönlerinize odaklanın. İlşkilerinizdeki güçlendirici unsurlara odaklanırsanız onlar çoğalarak size geri dönecektir.


Şu anda yakın ilişkide olduğunuz insanlara bakın;


Evliliğinizi sürdürdüğünüz insana bakın...


En yakın arkadaşlarınıza, dostlarınıza bakın...


Flört ettiğiniz insana bakın...


Zamanınızı paylaştığınız insanlara bakın...


Bunlar şu andaki bilinç seviyenizi belirler. Onlardan “daha iyi” ya da “daha kötü” değilsiniz.


Kendi kişisel enerjimiz, dışarıya yaydığımız enerjileri çeker. Aynı zihniyeti taşıyan, aynı yaşam duygusuna ve dünya görüşüne sahip insanlar bir araya gelirler.


Eğer arkadaş çevrenizde ya da ilişkilerinizde hoşlanmadığınız ve enerjinizi aşağıya çeken bir şeyler oluyorsa, bu dikkatinizi kendi içinize yöneltip değerlendirme yapmak zorunda olduğunuzu gösterir.


En sağlıklı ilişkiler, birbirimize duyduğumuz sevginin, birbirimize duyduğumuz ihtiyaçtan daha çok olduğu ilişkilerdir.


Varlığımız tam ve bütün, elmanın yarısını aramakla geçireceğimiz zamanı, “ bütün bir elma” olmaya çalışarak geçirelim.


Sağlıklı ve mutlu bir ilişki istiyorsak “birbirimize bağımlı değil bağlı” olalım.


Sevgiyle kalın.

18 Eylül 2010 Cumartesi


REİKİ NEDİR?


Japonca bir sözcük olan Reiki “evrensel yaşam enerjisi” anlamına gelir. Reiki bir güç, bir enerjidir.


Evrensel yaşam enerjisi her zaman ve her yerde mevcuttur. O, hem içimizde bulunur, hem de dışımızda çevremizi kuşatır. Yaşamak için gereken fonksiyonları sağlamak amacıyla bedenimiz, çevresinden sürekli olarak yaşam enerjisi alır.


Kendimizi güçlü veya güçsüz ya da uyumlu veya uyumsuz hissetmemiz ne kadar enerji aldığımıza ve bu enerjinin bedenimizde ne kadar serbest dolaştığına bağlıdır.


“El koymak” bir tekniktir. Bu teknikle Reiki’yi yönlendirerek aktarabiliyoruz. Bu teknikle Reiki’yi yönlendirerek tasavvur dahi edemediğimiz bu güce “kanal oluyoruz”.


Reiki bir yönüyle evrensel yaşam enerjisi diğer yönüyle de bu evrensel yaşam enerjisini yönlendirme (kanalize etme) yetisidir.


Enerjileri ellerinden akıtma yeteneği, henüz Reiki’nin hiçbir aşamasına uyumlanmamış olan insanlarda da vardır. Bu bize, el koymayla iyileştirme metodunun doğallığını gösteriyor.


Reiki’yi veren kişi, aurasındaki belli kanallar üzerinden Reiki’yi güçlü olarak alıyor, Reiki onu verenin ellerine akıyor ve oradan da ya veren kişinin kendisine ya da alıcıya aktarılıyor.


Reiki’yi uygulamak demek “içimizde bulunan ve bizi saran yaşam enerjisine kanal görevi yapmak” demektir.


İşte varlığımızda bulunan bu kanal, çoğumuzda tıkalı bulunuyor. Dolayısıyla yaşam enerjisinin akışı mevcut enerjetik blokajlardan ötürü zorlaşıyor.


Bir Reiki seminerinde, daha fazla Reiki enerjisi akabilsin diye enerji kanallarının açılmasına ve temizlenmesine “Uyumlama” (İnisiyasyon) denir.


İnsan bir kez doğru olarak Reiki’ye uyumlandığında artık Reiki gücü onda kaybolmadan bir ömür boyu akacaktır.


Enerji kanalların temizlenmesi, bilinci ve kişisel gelişimi daha yüksek bir düzeye geçirir.


Ne zaman bütün enerjilerimiz uyumlu ve dengeli bir hale gelirse kendimizi sağlıklı ve mutlu hissederiz. Enerji sistemimizde bir dengesizlik oluşunca, kendimizi güçsüz, hasta ve keyifsiz hisseder, hatta depresyonun eşiğinde buluruz.


Reiki varoluşun tüm düzeylerinde etkili olur, yani fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal düzeyleri etkiler.


Reiki iyileşme sürecine eşlik eden bir yoldur. Reiki ruhsal gerçekleşmenin yoludur.


Bunu her birimiz, içimizin derinliklerinde özlemle arzularız.



ENERJİ YASASI


Enerji Yasası “Varolan her şey enerjidir” der. Her insanın hayatını kapsayarak anlamlandıran bu ifade ne kadar vurgulansa azdır. Hem ruhsal, hem de fiziksel anlamda varolan her şey enerjidir. Maddenin her şekli, her duygu, her söz ve her düşünce enerjidir.


Zıt kutuplu dünyamızın enerjileri bir tek temel enerjiden meydana gelirler. Kaynağı İlahi yani Tanrısal olan bu temel enerji “birliği” temsil eder. Bu enerjinin bir parçası da kendisini “yaşam enerjisi” olarak gösterir. Yaşam enerjisi hem her şeyin içinden geçer, hem de her şeyin temelinde bulunur.


Varolan her şeyin özündeki enerji, onu varolan her öteki şeyle karşılıklı etkileşime sokar. Aslında enerjetik düzeyde hiçbirimiz diğerlerinden ayrı değiliz, ama bilincimiz bunu algılayamaz.


Bilincimizi biraz olsun genişletebildiğimizde, ona akan enerjinin içeriği de değişecektir.


İşte bunun için öncelikli işimiz bilincimizin yapısını değiştirmek olmalıdır. Bilincimiz kendisini zihinsel (mental) yapı formuyla ifade eder. Bu düşünceden yola çıkarak gelişimimizin, enerji çalışmalarıyla ve düşüncelerimizi değiştirmemizle yakından ilgili olduğunu söyleyebiliriz.


Bir enerjinin hareket etmesi için artı ve eksi uçlar arasında gerilim noktasına ihtiyacı vardır.


Hayatımızda bu gerilim ilişkisini, artı ve eksi arasında bir oraya, bir buraya dalgalanarak yaşarız.


Bu süreçler; “Her düşüşten sonra bir yükseliş gelir” veya “Artık devam edemeyeceğini düşündüğün anda uzaktan ışık görünür” ya da “Karanlığın en yoğun olduğu an, ışığa en yakın olduğun andır” sözleriyle ifade edilir.


Hayatta öyle evreler vardır ki her şey ters gidiyor ve bütün aksilikler üst üste geliyor gibi görünür. Sonra insan tam da dibe vurduğunu inandığı bir anda, ilgili negatif enerjiler dönüm noktalarına ulaşarak niteliklerini değiştirirler ve her şey tekrar yukarıya doğru bir tırmanışa geçer. Burada ilgili enerjinin formunu bilincimizle biz hazırlarız. Şimdiki bilincimiz, şimdiye kadar olan gelişimimizin bir sonucudur.


O halde şayet duygularımızı ve yaşamımızı değiştirmek istiyorsak, bilincimizi değiştirmekle işe başlamalıyız.


Bir enerjiye ve onun niteliğine örnek olarak sevinç ve hüznün oluşturduğu zıt kutuplu bağlantıya bakalım: Enerji bir yüksek “sevinç” ve bir alçak “hüzün” arasındaki iki aşırı uçta dalgalar halinde seyreder.


Bilincimizin yapısına yani onun gelişmişliğine göre enerjilerden biri (sevinç ya da hüzün) daha güçlü ya da daha zayıf olarak yaşamımıza girer.


Eğer örnekte verdiğimiz sevinç ve hüzün gibi birbirlerine zıt görünen duyguların bir tek enerji formuna bağlı olduğunu görebilir ve yaşamımıza giren ilgili enerjiyi akışına bırakırsak o kendi formuyla görevini yerine getirecek ve yerini olmasını istediğimiz pozitif duyguya bırakacaktır.


ENERJİ YASASIYLA İLGİLİ KİŞİYİ YANSITAN SORULAR:


  • Duygusal durumlar ya da yaşamınıza giren olaylarla ilgili hangi enerjiler sizde daha çok göze çarpıyor?


  • Hangi enerjileri daha sık deneyimliyorsunuz?


  • Hangi enerjileri daha az deneyimliyorsunuz?


  • Bu enerjilerle ilgili zihin yapınızı değerlendirin. Ruhsal gelişme ve öğrenme sürecinden geçerken değişen zihinsel yapınız sayesinde yaşamınızda hangi enerjiler değişti?


Sevgiyle kalın.